Kategori Arşivleri: Genel

Eğitim Seminerlerimiz Başlıyor – 15 04 2024

Hayatı Anlama ve Kendini Tedavi EtUygulamalı Online Eğitimi15 Nisan – 30 Nisan 2023 10 saat canlı ders 2 saat birebir canlı ders Kısa, öz ve net anlatım Ücretsiz TANITIM Seansımız :15 Nisan 2024, Pazartesi, Saat: 07:00 – 08:30 PM (Londra)Link:https://us06web.zoom.us/j/89458241909?pwd=2jCJHQhfZplwhE7QnBhknNy45XscjN.1Meeting ID: 894 5824 1909 Passcode: 320697UNIVERSALTDPİnsanın fiziki ortamda yaşadığı ne varsa, metafizik aleminden doğup önüne sunulmaktadır. Yani insanın akıl, düşünce ve mantık yapısı yaşadıkları ve yaşayacaklarıyla uyumludur. Siz iç aleminizi dengeye getirmeye gayret eder ve bunu doğru yöntemle yaparsanız, yaşayacaklarınız da o nispette dengeye gelir. Öyle güzel kazanımlar elde edersiniz ki, hayatın tam da sizin ihtiyaçlarınıza cevap verdiğini müşahade edersiniz.EĞİTİMİN SONUNDA NE KAZANACAĞIM? Eğitimlerimiz devam ederken pozitif etkileri görmeye başlarsınız. Hayatın zeminini görür üzerine bina edilen ne varsa derinliğiniz ölçüsünde okuyabilirsiniz. Psikolojik rahatlama ve pozitif düşünce kazanılır. Birçok fiziksel kronik rahatsızlıkların da düzeldiği görülecektir. Aile içi ve insan ilişkileriniz, iş hayatınız, akademik ilerlemeniz, yaşam kalitenizi etkileyen tüm faktörlerde müsbet gelişmeler kazanırsınız. Duygu, düşünce, bakış açısı ve mantığınız dengeye gelir. Bu sayede beyninizi meşgul eden ne varsa hepsi optimum seviyeye gelir. Hayatın manasını anlamanıza yardımcı olur. Kısaca Yaşama dair irtibatınız olan ne varsa hepsinde pozitif etki görülür.Eğitim Konuları Kainat, insan ve yapısı İnsanın yolculuğu ve yol haritası Yaşadığımız olayların bilinçaltındaki etkileri Başımıza gelen sıkıntılı olayların sebepleri nelerdir, neden gelir, tutumumuz nasıl olmalıdır? İnsanın düşünce mayasında olması gerekenler Duygular ne ise onu mu yaşarız? Niye hastalanırız? Enerji kaybı nedir? Sebepleri nelerdir? Beslenme kaynaklarımız Kişinin, ailenin ve toplumun düzelmesi nasıl olur? Değişim, yeni karakter kazanma, bakış açısını yenileme Akıl, düşünce ve mantık bizi nereye kadar götürür, ilerisine gidilir mi? Nasıl? Yaşadığımız ortam ve atmosferi Kalp kafa ilişkisi nasıl olmalıdır? Evlilik nedir? Aile içi iletişim nasıl olmalıdır? Anne baba hakları. Bildiklerimizi hayatımızda nasıl uygularız? Duygularımızı nasıl dengeye getiririz? Kendini keşfetme ve gündelik olayları okuma. İnsan ilişkilerimizi yönetme. Bu zamana kadar yaşadığınız sorunların negatif etkilerini nasıl pozitife çeviririz? Dua en büyük ilim. Derdime derman arardım, derdim bana derman imiş. Seminer Programı Seans Tarihleri : 15,19,22,23,25,26,29 Nisan 2024 Saat 19:00-20:30PM (Londra) Temel Seviye Seminer Programı ücreti: £249Web: www.universaltdp.co.ukEmail: info@universaltdp.co.uk , +44 7821 297130

Başarı Hikayeleri-1

Hayatımızın zor süreçlerinden geçerken karşılaştığımız bu metodlarla bakış açımızı değiştirdik , zihnimizdeki kalıpları kırmaya çalıştık , hayatımızı yeniden şekillendirdik. Zihnimizdeki yanlış algıları düzelttikçe sorunlarımızın da çözülmeye başladığını fark ettik . Öncelikle kalben teslim olduk, düzeleceğine inandık ve karşılığını büyük oranda alabildik . Akıl ve kalbin birleşimi metodları içeren bu tedavi yöntemini birçok yolu deneyip de sonuç alamayan tüm şifa arayanlara tavsiye ediyoruz Biz Mutlu Bey ile çocuğumuzun ağır bir rahatsızlık geçirmesi sebebi ile tevafuken karşılaştık ,bu süreçte tıbbi olarak her şey yapılmıştı ,dönülmesi çok zor olan bir eşikte bizimle yaptığı seanslar neticesinde çocuğumuzun yeniden hayata tutunduğunu gördük Belki çocuğun o hali bir sonuçtu fakat bunun sebeplerini seanslar ile beraber çözümledik Düğümler çözüldükçe düşünce yapımız değişti , kalbimiz salimleşti ,hem kendi hayatımızda hem de çocuğun sağlığında ciddi iyileşmeler gördük . Bu seansları yaşadığı şeyleri anlamlandıramayan , sorunlarına çözüm bulamayan,çözüm arayışı arayışında olan herkese samimiyetle tavsiye ediyoruz  Fatma Yiğit

KENDİNİ TANI

İnsan ilk önce kendini iyi tanır ki, çevreleri ve hayatı da böyle teşhis edilir. İnsan gelişmeye açık bir varlıktır. Diğer canlılardaki gibi hazır bilgiler, üretici olarak verilmemiştir. Buradan anlıyoruz ki; Yörelerimizle tecrübe edineceğiz, kendimizi geliştireceğiz. Önemli olan kendini doğru yerde yaşayanlardır. Akıl, düşünce ve duygularımızla konumumuzun özgürlüğünü vermektir. Dengeye gelmemiş duygu ve bakış açısı çokça hata yaptırır. Doğduktan sonra insanın yaşadığı, hayatın bir bakış açısı kazanmasına sebep olur. Sağlıklı bir şekilde yetiştirilmişse daha az sorunla karşılaşılır. Sağlıksız bir şekilde gelişmemişse daha fazla sorunla karşılaşılır.Fakat insanın istendiği takdirde doğrulup en üst mertebelere ulaşabileceği belirtilmiştir. Bu insana verilmiştir.

AİLENİ TANI

Her yeni evlenecek olan çiftlere sorsanız, çok büyük bir oranda, evlilikle beraber hayatta her meseleyi çözmüş, kendilerini altından dağlar elde etmiş gibi zannederler. Aslında hayat okulunun yeni talebeleridir. Bunu da yakında görecekler. İnsanlar çocukluğundan itibaren her şeyin eğitimini alır, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversiteye gider mühendis olur, doktor olur, nedense evlilikle alakalı bir eğitim almaz. Çünkü yoktur. Oysaki hayatının tam ortasındaki, her şeyiyle alakalı bir müesseseyi hafife alır ya da farkına varmaz. İhtiyaç duymaz. Sonrasında birçok şeyi yaşayarak öğrenmeye çalışır. Çoğunda da hata yapar. Bu da çok yıpratıcı olur. Toplumun yapı taşı ailedir. Eşler genelde anne babasının birbirine karşı bakış açısını yeni kurdukları yuvalarında devam ettirme eğilimindedir. Bunu bazen istemeden de yapabilirler. Bilinçaltındaki öğreti ve kalıplar zaman ve mekâna göre değişimi en zor unsurlardır. Hatalı da olsa insan bildiğini uygulamak ister. Fakat aile oluşturmaya gelince farklı kimlik, örf, adet, bakış açısı ve yaşam tarzları eşler arasında gün geçtikçe belirginleşir. Aslında insanın yaratılışında içine konmuş bu fıtri müessese farklılıklarla zenginleşir. Evlilik insanın maddi ve manevi gelişim aracıdır. Aradaki farkları bir öğrenme ve pozitif gelişim adına kullanmak yerine eleştiri ve şikâyet konusu yapmak evliliğin manasını anlamamak demektir.

Tasalanma Senin yaratıcın seni yalnız bırakmaz

Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173. . Çünkü bu mübârek duâya; hava, su ve gıda gibi ihtiyacımız var. Bilhassa bugün bir virüs’ün dünyayı esir aldığı böyle bir çaresizlik ortamında bu zikri bizim daha çok çekmemiz lâzımdır. Zira Peygamberimiz (asm) en kritik anlarında ve Hz. İbrahim (as) ateşe atılırken hep bu duâyı okumuşlardır. Dolayısıyla bu mübarek duâ âyetinin anlamını da zikrederek yazımıza hasbî olarak devam edelim. Anlamı “Ey peygamber, eğer insanlar senden yüz çevirirse, sen de ki; ‘Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. Ben O’na tevekkül ettim.” (Tevbe Sûresi: 129).  Bu âyetin son  kısım olarak “De ki: “Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. Ben O’na tevekkül ettim.” Bu kısmın makâm-ı cifrisi, Harb-i Umumi’nin (Birinci Dünya Savaşı’nın) başlangıcı zamanında Resâili-n-Nur’un başlangıcı olan İşârâtü’l-İ’câz tefsirinin telif tarihine tam tamına tevafukla beraber bin üçyüz kırk dokuz ederek, Harb-i Umumi’nin verdiği sarsıntılar zamanında Resâili’n-Nur’un “Allah bana yeter” diyerek ehl-i dünyadan hiçbir yerde himaye görmeden belki tehâcüme hedef olmakla beraber çekinmeyerek yalnız başlarıyla müşkülât içinde envâr-ı Kur’âniyeyi neşrettikleri aynı tarihe tam tamına tevafuku ise, her cihetiyle ayn-ı şuur olan âyâtta elbette tesâdüfi olamaz. Belki bu gibi âyetler, en müşkil zaman olan bu asra dahi hususî bakarlar ve o âyâtı kendilerine rehber ittihaz eden bir kısım şâkirtlerine hususî iltifat edip, iltifatlarıyla teşci ederler. Netice olarak bu Âyet-i Celileler; dertlere devalar, borçlara edalar, zulmetlere ziyalar ve yeislere recalar oldu ki, küfrün en azgın o felâket günlerinde Rabbimiz bu guruh-u mücâhidini korudu ve küfrün belinin kırılmasında muvaffak eyledi. Nitekim başka âyet-i kerimelerde de “ De ki: Eğer duânız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var? (Furkan Sûresi: 77)  “Bana duâ edince, duâ edenin duâsına karşılık veririm (cevap veririm) (Bakara: 186) buyuruluyor. Eğer halis bir itikat ve niyetle bu hasbünâyı söylersek maksudumuzun müyesser olacağı şüpheden vârestedir, ancak ihlâslı bir itikat şartıyla… Zira Hz. Üstad günde 500 defa bu duâyı okuduğunu, Dördüncü Şuâ’nın başında ifâde ediyor. Demek bu duâ kabul olmuş ki zehirler panzehir, hapishaneler ıslahhane ve  kendi ifâdesiyle “musîbetin envâ-i ona musıkînin nâmeleri gibi gelmiş” ve aynen dediği gibi de yaşamıştır.  Bu hadiseler itikaddan öte isbatlıdır ve şâhitleri hâlâ mevcuttur. Üstâd’a verilen ağır dozlardaki 19 defadan fazla zehirlere nasıl mukâbele ettiğinin duâdan başka bir izahı yoktur.  İşte biz böyle bir hakikatın dellâllığını yaparak diyoruz ki; evet bu Âyet-i Kerime de, Risale-i Nur’a işâret ediyor, zira cifrî tarihleri yukarıda verildi. Kâinatta tesâdüf olmadığına göre, bu âyet Risâlet-ün Nur müellifinin ve sonra has şâkirtlerinin, mağribden (akşamdan) sonra bir virdi hususîleridir. Hem bu âyetin manasına bu zamanda tam mazhar ve herkes onlardan çekilmesinden futur getirmeyerek ”Hasbiyallah” (Allah bana yeter) deyip mütevekkilâne müşkilat-ı azime içinde envâr-ı ikramiyeyi ve esrar-ı Kur’ânîyeyi neşreden ehl-i imanı me’yusiyetten kurtaran başta Risâlet-ün-Nur ve şâkirtleridir. (S. Tasdik s. 81) Yani tabiri câizse esbab bil külliye sukut etmiş, adeta bir cinnet-i müstevliye âlem-i İslâmı istilâ etmiş ve başta Şeyh-ul İslâm Dürri Zade “İngilize itaat caizdir” deyip ulema veya hocalar bu o günkü istibdadı “def’i muhal bir belây-ı beşerî” telâkki etmişler ve tamamen mücâdeleden ve mücâhededen çekilerek Bediüzzaman’ı ve talebelerini tek bırakmışlar. (Aslında bu zihniyet hâlâ devam ediyor.) Zaten, “Mehdi tek savaşır” diye de hadis-i şerif olduğu biliniyor. Bu dahi âhirzamanın bir alâmetidir ve bizim için sürpriz değildir, böylece o da tahakkuk etmiştir. Demek “Bu hocalar ve cemaat ibadet hânelerden boşuna kovulmadı” diyenlere ne diyeceğimizi biz de düşünüyoruz. Fakat Cenab-ı Allahı’n “Fa’tebiru” (ibret alınız) emrine nasıl uyacağız?  Mezkûr âyet-i kerimenin sebebi nüzulü hakkında bilgi. “Bazı münafıkların Ebu Süfyanın entrika ve teşvikiyle, Müslümanlara “düşmanlarınız size hücum için hazırlandılar; aman onlardan sakının!” demeleri onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve “Allah bize yeter ne güzel vekildir O!” dediler ve haber verilen mevkiye bir birlik olarak gittiler ve Ebu Süfyan korkup kaçtığı için kendilerine hiçbir zarar dokunmadan, Allâh’ın nimet ve ikramlarıyla döndüler. Böylece Allah’ın rızasına talip ve nail oldular. Allah büyük kerem sahibidir . (Al-i İmran 173-174) Yani “Allah bize yeter, düşmanın sayısı önemli değil” şeklindeki teslimiyetleri Allah’ın rızasını her şeyden önde tutmaları en küçük bir sıkıntıya düşmeden başarılı olmalarını sağlamıştır. Zira Allah kendine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmaz.  Asrımızda bir Asr-ı Saadet Müslümanı olan Bediüzzaman’a da böyle ne tehdit ve teklifler yapıldığı halde o da aynı metanet ve teslimiyeti gösterek aynı ifadeleri kullanmış ve hiçbir zaman bir adım geri atmamıştır. İşte salâbet-i imaniye sahibi olarak muvaffakiyetinin sırrı budur. Allâh-ü â’lem fitne fesadın ve istibdadın ayyuka çıktığı böyle bir dönemde böyle akıl almaz bir sabır ve metânet gösteren böyle bir zâta da, talebelerine de, işaret ve beşâret  rahmet-i İlâhiye ve hikmeti Rabbâniyenin muktezâsıdır inancındayız.

Sana, senden daha yakın olana Sığın..

Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173. Ben o gurbetler ve hastalıklar ve mazlumiyetlerin tazyikiyle dünyadan alâkamı kesilmiş bularak, ebedî bir dünyada ve bâki bir memlekette, daimî bir saadete namzet olduğumu iman telkin ettiği hengâmda “of, of”tan vazgeçtim “oh, oh” dedim. Fakat bu gaye-i hayal ve hedef-i ruh ve netice-i fıtratın tahakkuku ancak ve ancak bütün mahlûkatın bütün harekât ve sekenatlarını ve ahvâl ve a’mallerini kavlen ve fiilen bilen ve kaydeden ve bu küçücük ve âciz-i mutlak olan insanı kendine dost ve muhatap eden ve bütün mahlûkat üstünde bir makam veren bir Kadîr-i Mutlakın hadsiz kudretiyle ve insana nihayetsiz inayet ve ehemmiyet vermesiyle olabilir diye düşünüp, bu iki noktada, yani böyle bir kudretin faaliyeti ve zâhiren bu ehemmiyetsiz insanın hakikatli ehemmiyeti hakkında, imanın inkişafını ve kalbin itmi’nanını veren bir izah istedim. Yine o âyete müracaat ettim. Dedi ki: ” حَسْبُنَا 2daki نَا 3 ya dikkat edip seninle beraber lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile kimler حَسْبُنَا ‘yı söylüyorlar, dinle” emretti.

Fiziki Ve Psikolojik Rahatsızlıkların Irtibatı

İnsanın duygusal durumundaki düzelme hem psikolojik hem de fiziksel birçok rahatsızlıklarının düzelmesine sebep oluyor. Aslında fiziki, psikolojik ve yaşama dair tüm sıkıntılar sonuçtur. Fiziki bedeni incelediğimizde anlıyoruz ki; vücuttaki sistemlerin mükemmel yapısı, organlar, damarlar ve refleksler gayri ihtiyari çalışıyor. Yani gayri ihtiyari çalışıyor. Vücuttaki bu sistemler bizim idaremize verilmemiş. Bunun yanında ruhsal durumumuzun fiziki bedenimizdeki işleyişi etkilediği zaten bilinmektedir. Yaşadığınız herhangi bir olayı beyniniz işler, konumlandırır ve hazmeder. Bazen ağır olayları işleyemez bize hatırlatır, gözümüzün önüne getirir. Hatta bunu günlerce bazen haftalarca yapar. Çünkü hazmetmediği olay beynimizi meşgul eder, yapması gerekenlere engel olur, verimini düşürür. Bundan dolayı da enerji bedenimize de yeteri enerji giremez. Haliyle zamanla depolanmış enerjimizi tükettiğimizde, hazmedilmeyen olaya uygun rahatsızlıklar görmeye başlarız. Ta ki hazmedene kadar o rahatsızlık düzelmez. İnsan geçmişiyle yüzleşip meseleleri hazmettikçe fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkların bir çoğundan kurtulur.

DUYGUSAL DENGE

Duygusal yapımız, bizim hayata bakış açımızı şekillendirmeye katkıda bulunduğu gibi fiziki bedenimize ve psikolojimize çok etkileri vardır.  Dengede olmayan duyguların insana katkısı bir yana negatif etkileri çoktur. Benlik, kibir, kızgınlık, öfke, sürekli eleştiri ve şikayet, üzülmek ve diğer tüm menfi duyguların her birinin ayrı olumsuz etkileri vardır. Benlik ve kibir bilgiye engel olur. Farkındalığınız azalır, kendinizi üstün, bilgili, becerili görmeniz daha erken yaşlarda başınızla alakalı rahatsızlıklara duçar olmanıza sebep olabilir.

KİŞİSEL GELİŞİM

Gelişim, akıl ve düşüncenin sınırlarını zorlaması bunun yanında kendi mantık yapısının kalıplarından sıyrılmasıyla başlar. Evrende 10,11 hatta bazı bilim insanlarına göre 26 boyut olduğu iddia edilmektedir. Bizim mantığımız da 3 boyutlu aleme göre her şeyi anlamaya çalışır. Denklem kurar. Kendi kalıplarını oluşturur. İnsan aklı, düşünce ve mantığının sınırlarını aşmak isterse kendi bildiklerinin dışında doğruların da olabileceğiniz baştan kabul etmeli. Her fikre saygı göstermeli. Bunu kalbine hazmettirmelidir. Kafadaki bilgi hazmedilmezse hayatın gerçekleriyle yüzleşirken işinize yaramaz. Onu kullanamazsınız.